Şrift ölçüsü:
A+
A
A-
06 Aralık 2016

'Türk Lirası'nın değer kaybının sebebi siyasi; Türkiye öngörülebilir bir ülke olmaktan çıktı'

Prof. Yalçın Karatepe, Türk Lirası'nın dolar ve euro başta olmak üzere yabancı para birimleri karşısında tarihi değer kaybının birincil nedeninin siyasi olduğunu, Türkiye'nin yatırımcıların gözünde 'öngörülebilir' bir ülke olmaktan çıktığını belirtti.
Sputnik'e konuşan Karatepe, "Türkiye, öngörülebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Böyle bir durumda da bu ülkeye yatırım yapmak oldukça risklidir. Çünkü yatırım kararı bugün alınır, gelecekte sonuç doğurur. Sizin gelecekte ne olacağına ilişkin öngörünüz yok ise siz o yatırım kararlarından ya da o ülkeye ilişkin ekonomik kararlardan biraz geri durursunuz. Türkiye'nin şu anda yaşadığı temel soru bu. Türkiye'nin hem bozulmuş makro göstergeleri var, hem ciddi politik riskleri olan bir ülke" dedi.

ÇÖZÜM NE? 

Karatepe, "Türkiye, acilen ‘fabrika ayarlarına' dönüp parlamenter demokrasinin gerektirdiği bütün düzenlemeleri yapar, uygulamaya geçerse kurlarda bunun etkisini rahatlıkla görebileceğimizi düşünüyorum" diye konuştu. Türk Lirası, dolar ve euro başta olmak üzere yabancı para birimleri karşısında büyük değer kaybı yaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere hükümet, halka ellerindeki dolarları bozdurma çağrısında bulunurken şu ana kadar bunun Türk Lirası'nın değer kazanmasına yol açmadığı görülüyor.

‘TÜRKİYE, YATIRIMCI GÖZÜNDE MAKRO GÖSTERGELERİ BOZULMUŞ, POLİTİK RİSKLERİ OLAN BİR ÜLKE'

Türk Lirası'nın tarihi değer kaybını Sputnik'e yorumlayan eski Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, "Türkiye artık öngörülebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Türkiye'nin geleceğine ilişkin piyasa katılımcıları, bunlar yatırımcılar olabilir, finans sektöründeki oyuncular olabilir, bunların Türkiye'nin geleceğine ilişkin pozitif bir beklentiye sahip olmadıklarını görüyoruz. Türkiye, öngörülebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Böyle bir durumda da bu ülkeye yatırım yapmak oldukça risklidir. Çünkü yatırım kararı bugün alınır, gelecekte sonuç doğurur. Sizin gelecekte ne olacağına ilişkin öngörünüz yok ise siz o yatırım kararlarından ya da o ülkeye ilişkin ekonomik kararlardan biraz geri durursunuz. Türkiye'nin şu anda yaşadığı temel soru bu. Türkiye'nin hem bozulmuş makro göstergeleri var, hem ciddi politik riskleri olan bir ülke" diye konuştu.

‘ÜLKENİN NEREYE GİTTİĞİ KONUSUNDA BİR TAHMİNDE BULUNAMIYORUZ' 

Türkiye'nin önümüzdeki yıl içinde parlamenter demokrasi ile mi yoksa başkanlık sistemi ile mi yönetileceğinin belirsiz olduğunu vurgulayan Karatepe, "Bu kadar köklü bir değişiklik konusunda bile bizim bir öngörümüz yok. Ülkenin nereye gittiği konusunda bir tahminde bulunamıyoruz. Çünkü ortaya konacak metni bilmiyoruz. Türkiye'nin 90 yıllık geçmişe sahip olduğu parlamenter demokrasi bir kenara bırakılacaksa bile bunun içeriğini bilmeden analizlerde bulunuyoruz" dedi.

‘ANA POLİTİKA KONULARINDA BİLE TÜRKİYE İKİ GÜNDE BİR UÇTAN DİĞERİNE SAVRULUYOR'

Karatepe, Türkiye'nin öngörülemezliğinin sebebinin sadece yönetim şeklinin nasıl olacağına ilişkin belirsizlik değil, çok temel meselelerde en üst düzeyde yapılan çelişkili açıklamalardan da kaynaklandığını ifade etti. Karatepe, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘TÜRKİYE'NİN BİR UÇTAN ÖTEKİSİNE SAVRULDUĞUNU GÖRÜYORUZ' 

‘Türkiye öngörülemez bir ülke' derken kast ettiğim şeylerden biri de şu: Geçen hafta başında Sayın Cumhurbaşkanı Suriye'ye girme gerekçemizin Esad'ı devirmek olduğunu söylemişti. Putin'le yaptığı telefon görüşmesinden sonra yaptığı bir muhtarlar toplantısında ‘Bizim böyle bir amacımız yoktur, terörü önlemek için oraya girdik' dedi. İki gün içerisinde dış politikanın önemli konularından biri olan Suriye'ye ilişkin Türkiye'nin en önemli siyasetçisinden iki farklı açıklamanın gelmesi, Türkiye'nin artık öngörülmesi zor olan bir ülke haline geldiğinin başka bir göstergesi. Sık konuşulan Şanghay İşbirliği Örgütü konusunda iki hafta öncesine kadar hükümete yakın yayın organlarında neredeyse koro halinde Türkiye'nin bu örgüte girmesine yönelik değerlendirmeler yapılıyordu, Cumhurbaşkanı'ndan bu konuda açıklamalar geliyordu, AB ile neredeyse köprüleri atmak üzereydik fakat ekonomik kırılganlıkları görünce Sayın Cumhurbaşkanı muhtarlara ‘Bizim yerimiz AB'dir, alırlarsa oraya girmek istiyoruz' dedi. Bu kadar kısa sürede bile çok ana politika konularında Türkiye'nin bir uçtan ötekisine savrulduğunu görüyoruz. Böyle bir ülkede yatırım yapmak, yatırım kararı almak oldukça zordur. 

‘TÜRKİYE ACİLEN ‘FABRİKA AYARLARINA' DÖNERSE BUNUN ETKİSİ KURDA DA GÖRÜLÜR' 

Aslında doların değer kazanmadığını, Türk Lirası'nın ciddi bir şekilde değer kaybettiğini belirten Karatepe, "Bu madalyonun iki yüzüymüş gibi görünüyor ama asıl sorun, Türkiye'nin öngörülemez ekonomik ve siyasi bir döneme girmiş olmasından kaynaklanıyor. Bunu ortadan kaldırmak mümkün mü, mümkün tabii. Türkiye, acilen ‘fabrika ayarlarına' dönüp parlamenter demokrasinin gerektirdiği bütün düzenlemeleri yapar, uygulamaya geçerse kurlarda bunun etkisini rahatlıkla görebileceğimizi düşünüyorum" dedi.

‘TÜRK LİRASI ULUSLARARASI TİCARETTE DEĞİL ÖDEMEDE SINIRLI BİR MİKTARDA KULLANILABİLİR'

Türk Lirası'nın dolar ve euro karşısındaki tarihi değer kaybına çare olarak hükümetin önerdiği dış ticarette dolar yerine Türk Lirası ve ticaret yapılan ülkenin para biriminin kullanılıp kullanılamayacağı konusunu da değerlendiren Karatepe, ulusal para birimleriyle ticaretin ciddi soru işaretleri barındırdığını ifade etti. Türk Lirası'nın uluslararası ticarete konu malların ödemesinde sınırlı olarak kullanılabileceğini kaydeden Karatepe, "Ticareti ulusal para birimlerimiz üzerinden yapalım' söylemi kulağa hoş gelen bir şey, ancak fiiliyatta uygulaması çok ciddi zorlukları içinde barındıran, bence ekonomik olarak da anlamlı sonuç doğurmayacak bir yaklaşım. Özellikle ticarete konu olan malların uluslararası fiyatlarının ortak bir para birimi cinsi üzerinden sürekli hareket ediyor olmasının yarattığı güçlükler var. Uygulanabilir mi; ticarette değil ama ödemede sınırlı bir miktarda uygulanabilir. Ama gerçekçi olmak lazım, çok da anlamlı görünmüyor" diye konuştu.

‘ÜLKELERİ TİCARİ ANLAMDA KORUYAN BİR SÜREÇ DEĞİL GİBİ GÖRÜNÜYOR'

Türkiye ile Rusya arasındaki doğalgaz ticareti üzerinden örnek veren Karatepe, "Biz Rusya'dan yüklü miktarda doğalgaz alıyoruz. Doğalgaz, fiyatı uluslararası piyasalarda günlük olarak değişen bir ürün. Petrol fiyatlarına endekslenmiş; petrol fiyatı da sürekli hareket ediyor, doğalgaz fiyatı da buna bağlı olarak hareket ediyor. Bu durumda ruble/TL cinsinden doğalgazın fiyatı ne olacak? Eğer doğalgazın dolar fiyatındaki değişim miktarı aynen kurlara yansıtılacaksa o zaman biz neyi başarmış olacağız ticareti ruble/TL üzerinden yapmakla? Çünkü dolardaki değişim, hem fiyat değişimi hem doların bu iki para birimi cinsinden değişimi ister istemez Rusya ile Türkiye arasındaki doğalgaz fiyatına yansıtılmak zorunda olacaktır. Bu yansıtıldığı zaman biz neyi başarmış olacağız? Başarılmış olunacak hiçbir şey yok, sonuçta ticarete konu olan malın uluslararası piyasalardaki değişimini fiyata aktarıyorsunuz; o ülkelerin paralarının dolar karşısındaki değişimini de fiyata aktarıyorsunuz. Sonuçta ticareti dolarla yapmak yerine yerel para birimleriyle yapmanın bir avantajı kalmamış görünüyor. Gerçekçi olmak lazım; bu ülkeleri ticari anlamda koruyan, onların lehine sonuçlar doğuran bir süreç değilmiş gibi görünüyor" diye konuştu.

113 بازدید